| EnginTinERİ |
GERÇEK KIBLEGERÇEK KIBLE
İnsanlar içinden bazı beyinsizler (süfehau): "Onları, yönelmekte oldukları kıbleden (yönden / odaktan = çoktanrıcılıktan) ne çevirdi?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ın, batı da. O, dilediğini DOĞRU YOLA kılavuzlar." (02/ 142) Bu ayette, inkarcıların arasından bazıları, Hz. Muhammet’e İslam’ı seçmiş kişilerin neden yönelmekte olduklarından (çoktanrıcılıktan) çevrildiğini soruyor ve Elçi’ye “Allah, dileyeni doğru yola kılavuzlar” demesi emrediliyor. Eğer yönelinen kıble, somut bir kıble olsa idi, ‘ümmî olan müşrikler içinden bazı kişiler’ yukarıdaki sözleri söyleyecekti; çünkü (geleneksel zihniyete göre) müşriklerin kıblesi putperest Arapların kama ‘insanlar içinden kimi beyinsizler’ anlatımı geçiyor. İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta yolu izleyen bir ümmet yaptık. Biz, üzerinde olduğunu kıble (yön / odak) haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne gerisin geri dönenden ayıralım. Bu, Allah'ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektir. Ama Allah imanınızı işe yaramaz hâle getirmeyecektir. Şu da bir gerçek ki, Allah öncelikle insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir. (2/ 143) Kıblesinden (politeizm) dönüp inanan kişilere Allah, daha sonra yeni bir kıble (İbrâhim’in inancını: Tektanrıcılığı) gösterip bununla onları sınava çekiyor. Dikkat ederseniz birçok çevirinin yaptığı gibi (bu arada Edip Yüksel ve Y. N. Öztürk’ün de yaptığı gibi) “eskiden üzerinde olduğunu kıble yaptık” ifadesi ayetin özgün metninde yoktur; çünkü anlatılmak istenen bu değildir. Öz benliğini beyinsizliğe (sefihe) itenden başka kim, İbrahim'in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, âhirette de barış ve iyilik sevenlerden biri olacaktır elbette... (2/ 130) 02:144 Biz senin, yüzünün ha bire göğe doğru çevrildiğini elbette görüyoruz. Hoşlanacağın bir kıbleye (yöne / odak noktasına) seni elbette döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olsanız yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün. Kendilerine kitap verilenler, onun, Rablerinden bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapıp ettiklerinden habersiz değildir.(2/ 144) Peygamberin gitmesi gereken odak noktası belirlendikten sonra Allah, onun için yeni bir kıble belirliyor: Mescidi Haram: Küfre sapanlar, Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışarıdan gelen TÜM İNSANLAR İÇİN OLUŞTURULAN Mescid-i Haram'dan da geri çeviriyorlar. Kim orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona acıklı bir azabı tattıracağız.(22/ 25) Bu ifadeler soyut bir konunun somutlaştırılarak anlatılmasıdır ve edebî bir anlatım yöntemidir. Bu anlatım yöntemi Kuran’da sıkça kullanılır. Özellikle Cehennem betimlemeleri buna örnektir. Küçük bir örnek olarak “Güzellikler sergileyerek ve özü sözü bir ve doğru olarak İbrahim’in milletine (hanif = şirksiz yaşam biçimine) uyarak yüzünü Allah’a teslim edenden Daha güzel dinli kim olabilir? Allah İbrahim’i Halîl (dost) edinmişti.” (4/ 125) Peki, bu ayetten yüzümüzü Allah’ın eline vermeyi mi anlamalıyız? Allah’ın “Doğu da Batı’da Allah’ın demesine karşın, kıblede nereye dönüleceğini Bu nedenle görünüşteki somutluğa aldanarak kıblenin bir bina olduğunu iddia etmek yersizdir. Üstteki ayet, aslında, ‘kıble’ kelimesine açıklık kazandırıyor: Yemin olsun, Ehli kitap'a sen her türlü mucizeyi getirsen de onlar senin kıblene (yönüne / odak noktana) uymazlar; sen de onların kıblesine uymayacaksın. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer sen, ilimden nasibin sana geldikten sonra onların boş ve iğreti arzularına uyarsan, işte o zaman kesinlikle zalimlerden olursun. (2/ 145) Ayeti dikkatlice okursanız, Ehl-i Kitap’ın Son Nebi’nin kıblesine dönebilmesi için her türlü mûcizeyi bile getirmek işe yaramayacaktır. Bu anlatımın bugün anlaşılan kıble olan Kâbe ile ne ilgisi var? TEMEL SORUN, EHL-İ KİTAP’IN TANRI’YI BİRLEMEYİ VE HZ. MUHAMMED’İ HAK PEYGAMBER OLARAK KABULLENMEMESİ İKEN BURADA MUCİZENİN SON NEBİ’NİN KIBLESİNE DÖNMELERİ İÇİN OLABİLECEĞİ SONUCU ÇIKIYOR. ) Ayrıca bu ayetteki ‘onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar’ ifâdesi, kıble’nin ‘namaz kılınmak için yönelinen yön’ değil de, ‘inanışta bir odak nokta ve buna göre tavır koyuşlar’ olduğunu gösteriyor. Ne var ki, anlamamakta ısrar ediyorlar! Ehl-i Kitap’ın kıblesi, kendi yarattıkları Mûsevîlik ve Hıristiyanlıktır, muharref İslâm dîninde olanların kıblesi ise çoğunluğu oluşturan ehl-i sünnet Müslümanlığıdır (sahte bir sünneti kaynak sayan her fırka bu pisliğin içindedir): Ey Ehli kitap! Dininizde aşırılığa gidip doymazlık etmeyin! Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın resulü ve kelimesidir. Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem'e atmıştır. Artık Allah'a ve resullerine inanın. "Üçtür!" demeyin. Son verin, sizin için daha iyi olur. Allah Vâhid'dir, tek ve biricik ilahtır. Kendisi için bir çocuk olmasından arınmıştır O. Yalnız O'nundur göklerdekiler ve yerdekiler. Vekil olarak Allah yeter. (4/ 171) Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oğludur." dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih, Allah'ın oğludur." dediler. Kendi ağızlarının sözüdür bu. Kendilerinden önce inkar edenlerin sözlerine benzetme yapıyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da yüz geri çevriliyorlar! (9/ 30) Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O. (9/ 31) Burada, ehl-i sünnete getirilen eleştiriler, onların doğru yolda olduğunu ve onların bu güzel (!) ahlâkını bozmak için yapılan saldırılar, değildir. Tam tersine, ehl-i sünnet, sünnetullâh’ı dışlayarak ahlâksızlığı ahlâk edinmiştir. Burada, ahlâk kelimesini, ‘yaratılışa uygun davranma’ anlamıyla anlıyoruz. Hz. Peygamber güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiştir ve doğru bir yol üzeredir. Bu ahlâk ve yol da, yalnızca Kuran’da belirtilen yönleriyledir. Ehl-i sünnet, iddia ediyor ki, sahabe tertemizdir, oysa Kuran, onların azı dışında gerçekten inanmadıklarını belirtir (…). Daha Hz. Osman döneminde fırkalaşmalar başlar. Eğer sahabe çoğunluk olarak tertemiz olsalar idi, Hz. Osman döneminde bu ayrılıkların önüne geçilebilirdi. Biz Türkler, İslâm dinini Fars ve Araplardan öğrendiğimiz biçimiyle kabullendik. Hattâ Osmanlı hâkanları ancak hilâfetten başka sığınacakları yer kalmayınca hilâfeti önemsemeye başladılar, yâni bu zamana dek İslâm toplumlarının bir ümmet oluşturamadığı ortadaydı. Halil İbrâhim ise tek başına bir ümmetti. Bugün “atalarımız böyle anlamış, sen onlardan daha mı iyi anlayacaksın dîni” diye bildirilen gerçeklere karşı çıkıp doğrucuları azarlamaya yeltenenler Kuran’da atalar dînine uyulmaması ve kelle sayısına güvenilmemesi gerektiğine ne denli sık dikkat çekip inanıcıları uyardığı, beyinlerini ve düşünme yeteneklerini açık tutmaya, kendilerine bildirilenleri araştırıp sorgulamadan, hattâ elleştirmeden (;Hz. İbrâhim, atalarının putlarını eleştiriyordu çünkü) doğru olduğu sonucuna varmamalarını öğütlediğini çok çabuk unutuyorlar! Yazık, çok yazık! Hüve’l-Aliyyül-Kebîr! Ehl-i sünneti referansları üzerinde daha sık düşünmeye, sorgulamaya ve rivayetlere eleştirel bir gözle yaklaşmaları gerektiği gerçeğine çağırıyorum. Belki o zaman, Arap ve Farsların İslâm’ı nasıl kendi geleneklerine ve Câhiliye inanışlarına âlet ettiğini fark edersiniz! Dipbilgi: Yoluma aydınlık olan İbrâhim Yılmaz’a en iyi dileklerimle!.. Bu yazı da kıble konusunda onun yazdığı yazının yeniden düzenlenmiş biçimidir. 12:07 - 30/4/2006 - yorum yaz
|
Tanım Yüzyıllarca zihinlere yığılmış bir birikimden söz ediyorum. Öyle bir birikim ki, zamanla İslâm'ın kendisi gibi anlaşılmaya başlamıştır. Büyük İslâm Medeniyeti denir ya; oysa sanılanın tersine yeryüzünde bir İslâm uygarlığı yaşanmadı; çünkü Son Nebi'nin ölümünden az bir zaman sonra câhiliye hastalığı depreşmiş ve Son Nebi'nin en yakın arkadaşlarını baskı altına alarak mahvetmiştir. Hurâfeciler, Son Nebi'nin arkadaşlarına isnat ederek bugün hattâ İslâm'ın direği sayılan namaz da içinde olmak üzere yığınlarca Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Kuran'daki Din (!) Bir Edebiyatçı, Bir Türkçeci, Bir İslâmcı Başka Bir Edebiyatçı ve İslâmcı Dilimizi Sevenlerin Konağı Türkçemizi Canlandırma Derneği Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu adına düzenlenen bir ağ kümesi TÜRK DİL KURUMU Gerçek İslâm Kuran Okulu İlginç Tartışmalar Hanif Ulus Vahiy Savunması Kuran Nesli İki Tür Haniflik Kategoriler Son Yazılar - TÜRKLÜĞE YAKIŞAN BİR KIVANÇ: MİLLî EKONOMİ MODELİ - HANGİ MEÂLE GÜVENMELİ? - Sınama: NAMAZ'IN YERİNE 'SÖYLEV' YA DA 'BAĞLILIK - GERÇEK KIBLE |